21 Mart 2009 Cumartesi

MİM....




İlknur beni evinizin en sevdiğiniz köşeleri konusuyla mimlemiş.Herkes gibi ben de evimin her köşesini çok seviyorum ve bu seçim konusunda biraz zorlandım açıkçası.
Oturma odamdaki kitaplığım ve salonumdaki biblolarımın ve en sevdiğim evlilik fotoğrafımın bulunduğu bölümler en sevdiğim köşelerim.Kabul ederlerse ben de dreamland ve içimden geldiği gibi yi bu konuda mimlemiş olayım.

19 Mart 2009 Perşembe

Güneşi göremedim, 'Aşk'ı gördüm....


Birkaç gündür hatlarda bir problem olduğu için internete giremedim.insanda bir boşluk yaratıyormuş gerçekten bu eksiklik:))Sürekli hatları kontrol ediyorum, görevliye hala bakım yapılıp yapılmadığını soruyorum.Sonunda problem giderildi ve ben geldim işte.

Pazar günü çiçekler,çikolatalar, kahveler eşliğinde nişan konuşmaları yapıldı.Bu hafta pazar günü nişan var hazırlıklar yapılıyor.Yaklaşık 60 kişi ağırlanacak.Telaş başladı.

Dün akşam sinemaya gidelim dedik ve son günlerde çok konuşulan 'Güneşi Gördüm' filmine gitmeye karar verdik.Keşke gitmeseydim diyorum şimdi!.Kimseyi yönlendirmek istemem ama içim burkula bacıya filmi izledim.Ağlamaktan helak oldum.Filmin dram olduğunu biliyordum ama bu kadar trajedinin bir araya nasıl getirildiğine de inanamadım.Film bir sürü mesaj veriyor.Güzel mesajlar bunlar; erkek çocuk takıntısı,kardeşin kardeşi vurması, doğuda eğitim sorunu başta pek çok sorun yaşanması, eşcinsellik, kaçak göçmenlik vs. Ama be kardeşim o çamaşır makinesi artık trajedinin doruğuydu.Evde izliyo olsam televizyonu kapatırdım.Ama kalabalık yerlerde öyle filmi bırakıp çıkamıyorum maalesef.Sonuna kadar oturdum ağlaya ağlaya da çıktım filmden ama moralim bozuldu, uykum kaçtı.

Elbette film gerçeklerden yola çıkılarak yapılmış olmayan olayları göstermemiş filmin yönetmeni ama ilk filmini de sırf bu yüzden izlememiştim yeni filminide bu kadar olabileceğini tahmin edemediğim için izledim.Yani bu trajedileri benim içim kaldırmıyor.Bu gerçeklerin farkındayız ama birşey yapılmıyor, uzun yıllardır başedilemiyor.Ona üzülüyorum.

Neyse gelelim 'Aşk' adlı kitaba.Kitapçıda görünce penbe kabı ve kalp şeklinde kapağıyla hemen gözüm ilişti.Arka kapağınıda okuyunca hemen aldım.Bakalım Elif Şafak'ın yazımı nasıl ilk defa okuyacağım.


14 Mart 2009 Cumartesi

Cumartesiden Notlar...


Cumartesi sabahına sırt ağrısı ile uyandım.Bu aralar sürekli sırt ağrısı çekiyorum.Sanırım bir doktor ziyareti gerçekleştirmem gerekecek.Sabahları bu ağrı çekilmez oluyor.Yataktan zor çıkıyorum.

Mert paşa çizgi film karşısında kahvaltısını etti (sorunsuz).Bazen eziyet haline gelebiliyor yemek yedirmek.Bugün bütün öğünlerini süper yedi diyebilirim.


Babamız işten sürprizle gelmişti.Oğluşun doğumgününde, amcası tarafından alınan araba şarjı bittikten sonra bir daha çalışmamıştı.Nihayet babamız onu tamir ettirdi de oğluş arabasına kavuştu.Bakalım arabanın ömrü ne kadar olacak:)


Keyifli bir alış-veriş yaptık.Gülcan'ın blogunda görüp özendiğim sümbül ve ektra lale aldım.Lalelere de bayılırım.Sümbül resmen evime ve içime ferahlık ve mutluluk getirdi.Kendimi hafiflemiş hissediyorum.Kokusu tüm evime yayıldı.Müthiş bir koku.


Oğluş banyo yaptırıldı ve hayretler verici bir şekilde saat 11'den önce uyudu.Aburcuburlar hazırlandı.Şimdi Lost izleme zamanı.

Yarın yorucu bir gün olacak.Eşimin kardeşinin isteme merasiminin 2. bölümü var.Hazırlıklar falan.Bakalım neler olacak.



11 Mart 2009 Çarşamba

'Başucumda Müzik'


Sonunda elimdeki kitabı gözyaşları içinde bitirdim.Kürşat Başar'ın Başucumda Müzik kitabı başlangıçta çok güzel gelmemişti.Yasak bir aşk, evli bir kadının kendini aşık olduğu evli bir adama adayışı kendini unutmak pahasına.Ama okudukça etkilendim ve gözyaşları içinde de bitirdim kitabı.Yasak da olsa böyle aşklar var, yaşanıyor ve çokta etkileyici anlatılmış.Bir kadının duyguları da bu kadar gerçekçi ve etkileyici verilebilir.Öziicim tavsiye etmişti kitabı teşekkür ediyorum.


''Hepimiz, fırtınaların içinde korku ve heyecanla yolculuk etmeyi severiz ama eğer sonunda bir limana sığınabileceğimizi bilmiyorsak...''


Beni oldukça etkileyen bir cümle oldu.Aşkı anlatan, aşkın insana neler yaptığını ve yaptırdığını anlatan etkileyici bir kitap.'Hatırla Sevgili' adlı diziyi izleyenler varsa bana o diziden de çağrışımlar hatırlattı.Okumayan arkadaşlara tavsiye edilir.

7 Mart 2009 Cumartesi

Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun....


Kadın deyince; anne, sevgi, şevkat, emek, güç, başarı ve daha pek çok anlamlı kelime ard arda sıralanıyor.Kadın olmak bir ayrıcalıktır bence.Tarihten günümüze baktıkça ne çok mücadelelerle bir takım hakları elde etmiş kadınlar.Ne zorlulkarla yazar,bilim adamı,heykeltraş, tiyatro oyuncusu, pilot vb. olmuşlar.Hala daha ne zorluklar çekilerek bir yerlere gelme çabası içindeler.


Maalesef ülkemizde hala 'Haydi Kızlar Okula' kampanyaları yapılmakta.Pek çok aile kızlarını okula göndermek yerine evlendirmekte.Şiddet gören o kadar çok kadın var ki.Önce babalarından, kardeşlerinden sonra kocalarından dayak yemekte.Sığınma evlerinde yaşayan ne çok kadın var.Çocukları ellerinden alınan, gösterilmeyen ve daha nice sorunla mücadele etmek zorunda olan kadınlar.


Hem çalışıp hem çocuğuna bakan kadın, evini ve kocasını da idare eden kadın.Zoru başarmak zorunda olan hep kadın yani.Eşit haklar verilmiş verilmesine ama uygulama da hep yetersiz kalınmış.Belki kadın da ihmal etmiş altından kalkamamış bu kadar çok sorumluluğun.Tam savunamamış haklarını.Farkında olarak ya da olmayarak hep sindirilmiş bastırılmış kadın.


Herşeye rağmen kadın olmak ayrıcalıktır diyorum ve herkesin Dünya Kadınlar Gününü Kutluyorum....

5 Mart 2009 Perşembe

Yeni Bir Oyun....


Yaşantımda önem verdiğim zevklerdendir tiyatro izlemek.Dün de yine Ankara Devlet tiyatrolarının bir oyununa 'Pinti Hamit' e gittik.Arkadaşım İlknur çok hasta olunca(tekrar geçmiş olsun diyorum umarım çabuk iyileşir)onların yerine başka arkadaşlarımızla sözleşip oyunu izlemeye gittik.Oyun komedi de olunca biraz güler, eğlenir yenileniriz dedik.Umduğumuzu bulduk dersek yalan olur heralde.Konusu:Aşırı cimri bir adamın çevresine yaşattığı olayların komik yansımaları.Tebessüm ettik ama itiraf etmeliyim çok da başarılı değildi.Değişiklik oldu işte.Aslında devlet tiyatrolarının gitmek istediğimiz birkaç oyunu var ama onlara da bilet bulma sıkıntısı yaşıyoruz.Resmen kapalı gişe oynuyorlar.'Genç Osman' ve Fosforlu Cevriye' izlemeyi çok istediğimiz oyunlar ama anında nasıl biletler bitiyor çözemedik.Sezon bitmeden gideriz herhelde azimliyiz:)


Geçenlerde de itiraf ediyorum 'Recep İvedik'i' izledim.İtiraf ediyorum diyorum çünkü bu konudaki tartışmalara rastlamışsınızdır.Seviyesi belli ,tabii espriler hep malum(belden aşağı).Öyle olunca da izledim derken insan çekiniyor valla.Gülmedim mi güldüm ama tasvip ediyormuyum etmiyorum.Özellikle çocuklar ve gençler için rol model olabileceğini düşünerek tasvip etmiyorum.Yoksa yetişkin insanların sonuçta kendi tercihleridir izlemek.Ama bu kadar konuşulunca herkes merak ediyor ve daha çok izleniyor.Ne diyeyim......

3 Mart 2009 Salı

Tak Tak Takıntılarım...


Takıntılarımın neler olduğunu düşündüğümde aklıma Jack Nicholson'un eskiden izlemiş olduğum çokta iyi hatırlamadığım ama hastalık derecesinde takıntılı olan bir adamı canlandırdığı filmi aklıma geldi.'Benden Bu Kadar' dı sanırım adı.Çizgilere basmadan yürür, lokanta da bile kendi çatal bıçağını kullanırdı vs.

Her insanın takıntıları vardır mutlaka.Kiminin az kiminin çok kimininde hastalık derecesinde.Arkadaşım takıntıların konusunda yaz deyince sanki takıntım yokmuş gibi geldi.Çünkü takıntısı fazla bir eşle evliyim.Düşününce benimde bayaı bir takıntım varmış dedim kendi kendime...

*Ocağı, kapıyı,ütüyü açık bırakmış olabilir miyim sorusu dolanır durur kafamda mesala

*Biraz gecikseler ya da haber alamasam bir süre, sevdiklerimin başına bir şey gelmiş olabilir mi diye düşünürüm

*Bir plan yaparsam o planın bozulmasına takılırım herhangi bir sebeple tüm günümü kabusa çeviririm

*İmalı konuşmalara takılırım(Ne söylenecekse açık söylenmesini yeğlerim)

*Evi temizledikten sonra anında batırılmasına fena takarım:)) bir süre öyle kalsın isterim ama benim afacanla ne mümkün:))

*İnsanların düşüncelerine gerektiğinden fazlaca önem verir kendimi üzerim

*Oğlumun yemek yememesine fena takarım oturur ağlarım:...)

*Oğlum hasta olursa endişeden ölürüm(bütün ebeveynler gibi)

liste daha uzayıp gider tabii.İnsan hayatı endişeler, hüzünler ve küçücük de mutluluk üzerine kurulmuştur.Önemli olan bunları hastalık derecesine getirmemek tabiki.
Not:Başlık Ali Poyrazoğlu'nun Tak Tak Takıntı oyununun başlığından esinlenilmiştir.İzlemedim ama izlemek isterdim.
----------------------------------------------------------------------------------------------

Şimdi gelelim arkadaşım Sevgi Bahçesi beni mimlediği konuya;

1-)Paraşütle atlamaya karar verdiniz ve ilk atlayışınızı yapmaya hazırlanıyorsunuz. Yerde sıranızı beklerken yukardan atlayanları seyrediyordunuz... Aklınızdan neler geçiyor?

*Bunu yapabilirim, bunu yapabilirim......

2-) Sıranız geldi ve uçak üç bin metreye yükselirken siz de kendinizi hazırlıyorsunuz. arkanıza hiç bakmadan önünüzde açılan kapıya geliyor ve kendinizi aşağıya bırakıyorsunuz. Aşağıya atlarken ne diye bağırıyorsunuz

* AAaaaaaaaaaaaa!!!!!! oldu işte ,öleceğim herhalde(muhtemelen korkudan önce gözlerimi kaparım yüreğim ağzıma gelir sonra yavaş yavaş gözlerimi açar ve tadını çıkarırım)

3-) Güvenli bir biçimde yere indiniz.Paraşütünüzü toplarken bir eğitmen size doğru geliyor ve birşeyler söylüyor.Eğitmen ne söylüyor?

* Melek Hanım güzel bir atlayıştı tekrar denemek ister misiniz?( sanırım başka denemek istemem)

28 Şubat 2009 Cumartesi

Mim..'Nazım Hikmet'

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşcesine
Sevgili İçimden Geldiği Gibi beni “hayatınıza yön veren şair kim? ” örnek dizelerini yazarmısın konusuyla mimlemiş.

Bugüne kadar pek çok şairden ve şiirlerinden etkilendim mutlaka.Bunların en önemlilerinden biri de şüphesiz Nazım Hikmet'tir.Kim etkilenmemiştir ki Nazım'dan zaten.Seçmekte oldukça zorlandığım iki şiirini herkesle tekrar paylaşmak isterim.Şu günlerde bu şiirlerin tekrar ve tekrar hatırlanması gerektiğini düşünüyorum.Anlamlı bir yaşam yaşamak ve sadece kendimiz için değil insanlık içinde birşeyler yapmak adına yaşamak...


Dünyanın En Tuhaf Mahluku

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi,
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada bu zulüm senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hala şarabımızıvermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!


Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derece ve öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir labaratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesala, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.

NAZIM HİKMET


24 Şubat 2009 Salı

'Kız İsteme'


Pazar günü bir kız isteme merasiminde bulundum.Eşimin kız kardeşini istemeye geldiler.Ne tuhaf bir söz değil mi?'istemeye gelmek' ama dilimize ve geleneğimize böyle yerleşmiş.farklı kültürlerden farklı sosyal yapılardan iki aile bir araya gelip tanışıyor ve bir aile oluyor.İki genç insan içinde çok karmaşık bir olay.Çünkü bir sürü gelenek,görenek uygulanması gerekiyor.Evlenecek olanlar bunların çoğunu istemesede nedense aile zoruyla çoğu zaman yapılmak zorunda kalınıyor.Hepimiz az ya da çok bu sorunları bazen de gerginlikleri yaşamışızdır.

Neyse dışardan bakınca oldukça eğlenceli olabiliyor aslında.Birbirini hiç tanımayan aile büyükleri

ıkına sıkıla konu açıp sohbet etmeye çalışıyor.İtinayla hazırlanmış pasta börekler ikram ediliyor ve eksiksiz olunmaya çalışılıyor.Kim kimdir nedir araştırılıyor hafızada tutulmaya çalışılıyor falan...

Yeni çift için daha zor.Onun annesi halası dayısı seninde annen halan dayın oluyor.Birden yepyeni bir ailen oluyor.Herkesi tanımak ve o aileye dahil olmak zaman alsada birden oluyor işte.Bizim kızda bu sürece girdi işte, umarım sorunsuz ya da az sorunlu geçirir bu süreci...

19 Şubat 2009 Perşembe

Anı Dondurmak...


Fotoğraf, öğrencilik yıllarında çok severek uğraştığım bir hobiydi.Özellikle siyah-beyaz fotoğraf baskısı o dönem yaşamımda çok keyif alarak yaptığım bir uğraştı.Karanlık odada daha önce dondurduğunuz bir anın oluşmasını görmek ne müthiş bir zevktir.

Ara Güler de tabii ki en hayran olduğum fotoğraf sanatçısı.Her fotoğrafı ezbere bilinir kitapları, röportajları,belgeselleri yorumları takip edilir.Onun fotoğraflarına benzer fotoğraflar yakalanmaya çalışılır.Ne günlerdi...Maalesef itiraf etmeliyim ki bu konuda çok başarılı değildim.Yine de böyle bir uğraşının bana çok şey kattığını düşünüyorum.

Tüm bunlar nerden mi aklıma geldi.Ankara da kar yağıyor yine.Siyah-beyaz görüntüler hakim, içim kıpırdadı sanki atsam kendimi dışarı öğrencilik yıllarımda olduğu gibi gezinsem sokaklarda kaygısız güzel anlar yakalasam onları görüntülesem falan...Ne bileyim nostalji yapasım tuttu işte.Ama oğlum sıcak yatağında uykuda.Birazdan uyanacak ve anne melek iş başında bütün hayaller ve istekler oğluşun üstünde özgür yaşam geride.

Zaten artık dijital fotoğraf makineleri elimizde.Yüzlerce binlerce fotoğraf dijital ortamda evlerimizde.Görüntüler cep telefonumuzda.Ama yinede siyah-beyaz fotoğrafın yerini tutabilir mi tüm bunlar.