19 Şubat 2009 Perşembe

Anı Dondurmak...


Fotoğraf, öğrencilik yıllarında çok severek uğraştığım bir hobiydi.Özellikle siyah-beyaz fotoğraf baskısı o dönem yaşamımda çok keyif alarak yaptığım bir uğraştı.Karanlık odada daha önce dondurduğunuz bir anın oluşmasını görmek ne müthiş bir zevktir.

Ara Güler de tabii ki en hayran olduğum fotoğraf sanatçısı.Her fotoğrafı ezbere bilinir kitapları, röportajları,belgeselleri yorumları takip edilir.Onun fotoğraflarına benzer fotoğraflar yakalanmaya çalışılır.Ne günlerdi...Maalesef itiraf etmeliyim ki bu konuda çok başarılı değildim.Yine de böyle bir uğraşının bana çok şey kattığını düşünüyorum.

Tüm bunlar nerden mi aklıma geldi.Ankara da kar yağıyor yine.Siyah-beyaz görüntüler hakim, içim kıpırdadı sanki atsam kendimi dışarı öğrencilik yıllarımda olduğu gibi gezinsem sokaklarda kaygısız güzel anlar yakalasam onları görüntülesem falan...Ne bileyim nostalji yapasım tuttu işte.Ama oğlum sıcak yatağında uykuda.Birazdan uyanacak ve anne melek iş başında bütün hayaller ve istekler oğluşun üstünde özgür yaşam geride.

Zaten artık dijital fotoğraf makineleri elimizde.Yüzlerce binlerce fotoğraf dijital ortamda evlerimizde.Görüntüler cep telefonumuzda.Ama yinede siyah-beyaz fotoğrafın yerini tutabilir mi tüm bunlar.




18 Şubat 2009 Çarşamba

Şükür...


Bugünlerde herkes bir takım sıkıntılarla uğraşıyor.Hastalıklar, kazalar, iflaslar, işsizlikler...Neler oluyor böyle bilmiyorum.

2 gün önce kardeşim bir kaza geçirdi ve 6-7 saat boyunca hiç birşey hatırlamadı.Sabah evden nasıl çıktığını, işyerinde neler olduğunu, kazanın nasıl olduğunu hiç hatırlamadı.Sürekli kazanın nasıl olduğunu sorup durdu.Bizi o kadar korkuttu ki.Tomografi çekilip birşey olmadığını kazanın şokuyla böyle davrandığını öğrenince biraz rahatladık.Doktor bu tür kazalarda vücudun çok fazla protein salgıladığını ve bunun hafıza kaybına neden olableceğini söyledi.Beyin, hafıza ne kadar ilginç bir bilinmez.Bilinmez diyorum hala keşfedilecek ne çok şey vardır beyinle ilgili.

Çok korktuk ama arabanın bile perte çıktığı böyle büyük bir kazadan kılpayı kurtulması da bizi çok mutlu etti.Allah beterinden korusun deyip unutmak en iyisi herhalde.Allah kimseye böyle kazalar ve hastalıklar vermesin inşallah.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Dayanışma!...




Dün akşam çok keyif aldığım bir konserdeydik. Engelli Aileleri Dayanışma Derneğinin düzenlemiş olduğu Kardeş Türküleri ve İlkay Akkaya konseri.Daha önceki yazılarımda da ENAD'dan bahsetmiştim.Zaman zaman yapmış oldukları etkinliklere katılmaktayız.İşimiz dolayısıyla bu derneği yakinen tanıyoruz.(Engelli çocuklara eğitim veren bir Özel eğitim kurumumuz var.)Böyle bir derneğin varlığından çok kişinin haberi olduğunu düşünmüyorum.Engelli eğitimi toplumun çok büyük bir problemi aslında.Maalesef bazı özel günler veya bazı haberlerle bunu duyuyor sonra da unutuyoruz.


Neyse konserden bahsetmek istiyordum aslında.Biraz sıkıntılı başladı. Saat 5'te başlaması gerekirken teknik sorunlar nedeniyle 1 saat geçikmeli başladı.Dernek başkanın sosyal sorumluluk anlayışını vurgulayan ve engellilik ve engelli ailesi olmanın zorluğunu anlatan konuşması , engelli çocukların şiir, dans ve müzik gösterileri oldukça etkileyiciydi.


Ve sahneye İlkay Akkaya çıktı.İtiraf etmeliyim çok dinlediğim bir sanatçı değildir.Eşim tüm şarkılarını ezbere bilir ama ben sadece dinlerdim.Ama konser, canlı performans çok farklı oluyor.Su gibi derler ya aynen öyle bir ses İlkay Akkaya.Hayranlarının inanmıyorum bunu yeni mi farkettin nidalarını duyar gibiyim ama maalesef öyle.Güzel ve keyifli bir müzik şöleniydi bu.


Daha sonra Kardeş Türküleri sahne aldı.Onları da konserde ilk dinleyişimdi ama onları daha iyi biliyorum.Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu olarak oldukça kaliteli müzik yapan bir grup.Eski bir halkoyuncu olarak yerimde duramadım tahmin edersiniz.


Dışarı çıktığımızda yoğun bir karyağışı olduğunu gördük.Aracımızın yanına geldiğimizde ise çalışmaması yine de keyfimizi bozmadı.Oldukça uzun bir gün yaşadık ama aldığım keyfin yanında sorunlar canımı sıkmadı desemde böyle keyifli anlardan sonra neden illaki sorun yaşanır sorusuda kafamın bir ucunu kurcalıyordu.

12 Şubat 2009 Perşembe

Sevgililer Günü...


Cumartesi Sevgililer Günü.Sizin için ne kadar önemli bilmiyorum ama hayata bir renk katması açısından ben böyle günleri seviyorum.Çok önemsiyorum diyemem ama ne bileyim hoşuma gidiyor işte.Sinema ,yemek, bir buket çiçek, bazen güzel bir hediye beni mutlu ediyor.Kimin hoşuna gitmezki değil mi ama.

Çok derinlere inince tüketim toplumunun bir getirisi, bir kandırmaca olarak gelebilir insana.Ama zaten hayatın hoşluklar üzerine kurulu bir düzen olması gerekmez mi?Fazla felsefe ve fazla gerçekte dünyayı çok yaşanası bir yer yapmıyor maalesef.Zaten yaşam sonderece yorucu ve uğraşılması gereken bir sürü sorun kapımızda bekliyorken böyle günler nefes aldırıyor ve mutlu edebiliyor diye düşünüyorum.

Oğlumun uykusuzluğu devam ediyorken ve de enerjim yerindeyken sevgililer günü yazımı yazayım dedim.Birbirini seven herkesin mutlu olması dileğiyle...

20 Ocak 2009 Salı

Sürmanşet


Oğlumun sünneti beni o kadar yordu ki Mert paşayı anneanneye bırakıp bir kaçamak yapıp yine tiyatroya kaçtık eşimle.Bu sefer özel bir tiyatronun ''Sürmanşet'' adlı oyunuydu seçimimiz.Oyuncuları televizyondan tanıdığımız ünlü oyunculardı.Dolunay Soysert, Erkan Can , Tardu Flordun, Ceyda Düvenci ve Beste Bereket.Büyük merakla gittik.Ama itiraf etmeliyim ki hüsranla sonuçlandı.Son derece vasat bulduk oyunu.Oyuncuları fena değildi ama senaryonun sürükleyiciliğinde problem vardı, konunun işlenişinde problem vardı bence.Tabii bütün bu yorumları bir izleyici olarak yapıyorum yanlış anlaşılmasın bir eleştirmen değilim.Ayrıca çok çok fazla küfür vardı oyunda.Konu gereği tabiki tiyatro da küfür kullanılabilir ama bilmiyorum bana abartı geldi.Tabi yinede izlemenizi tavsiye ederim.Herkesin fikri farklı olabilir.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Canım Acıyor

Saat: sabahın 5'i oğlum 3 te yattı ama ağlayarak tekrar uyandı.O kadar hırçın ki acıdan ne yapacağını bilmiyor.Sünnet beş dakikada olup bitiyor da bu can acısı ne zaman bitecek acaba.Tuvaletine gitmmek istemiyor ve bu ihtiyacı geldiğinde dünyayı başımıza yıkıyor.Ve işte o an elimden hiç birşey gelmiyor ve çok canım yanıyor.Şimdi babasıyla evde geziniyor.Ve herşeyi istiyor ama hiçbirşey istemiyor.Çabuk geç zaman! oğlumun acısı çabuk geç!...

30 Aralık 2008 Salı

Yine Darmadağınık

2009 'a yine karamsar ve darmadağınık giriyorum.Şimdi de Mert'in zorunlu sünneti çıktı başımıza.Genel anestezi verilmek durumunda ve bu durumda beni çok ürkütüyor.Düşünmekten gece uykularım kaçıyor.Daha 2 yaşında ve bu duruma hiç de hazırlıklı değildik.2008 yılını hiç sevmemiştim, umarım 2009 yılı hepimize mutluluk getirir diyorum.Bakalım....

Herkese MUTLU SENELERRRR........

7 Aralık 2008 Pazar

Tümata....




3 Aralık Özürlüler günü dolayısıyla Enad(Engelliler Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği)nin düzenlemiş olduğu bir geceye katıldık.Tümata adlı bir müzik grubunun konseri de gecenin bir sürpriziydi.İlk defa tanışacağım bu grubun sıkıcı olacağını düşünmüş ama yine de eşimin işi dolayısıyla ve tabiki sosyal sorumluluk anlayışım gereği geceye iştirak ettim.iyiki de gitmişim diyorum çok farklı bir müzik grubu tanımış oldum.Müzik konusunda çok tutucu değilimdir.İlla şu tür müzik dinlerim gibi bir takıntım yoktur.Kulağıma hoş gelen her tür müziği dinlerim.
Tümata (Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu) 1976 yılında kurulmuş ve pek çok ilde şubesi bulunan bir grupmuş.Müzik terapi çalışmaları olan üniversitelerin psikoloji bölümleriyle çalışmalar yapan, özürlü bireyler üzerinde de çalışmaları olan,zihinsel ve bedensel rahatlama sağlayan bana oldukça enteresan gelen bir grup Tümata.Çok farklı müzik aletlerinin bulunduğu, farklı kültürlerden müzisyenlerin olduğu, farklı ülkelerin kültürlerinden şarkı ve dans gösterilerinin olduğu,izleyicilerinde katıldığı uygulamalı bir konserdi.Benim için ve konsere birlikte gittiğim kişiler için de farklı ve hoş bir deneyimdi Tümata.....

29 Kasım 2008 Cumartesi

Özgürlük....


Tiyatro oyunlarına ilgim tam hız devam ediyor.Ne yapayım benimde şu aralar en büyük zevklerim tiyatro,sinema ve alış-veriş merkezlerini gezmekten ibaret.Ev hayatından(dört duvardan) fırsat bulunca hemen kendimi kalabalık alanlara atıyorum nefes almak için iyi geliyor.Ya şikayet etmek için söylemiyorum bunu.Hayatımın bu dönemi bunu gerektiriyor biliyorum.Yaşamımıza bir can kattık ve bunun sorumluluğu çok büyük.Onun gelişimi herşeyden 'ben'den de çok önemli.O yüzden 'ben'i unuttum.
Neyse işte son gittiğim oyun yine devlet tiyatrolarının 'giordano bruno' adlı oyunu.Konusu ve oyun biraz bana ağır geldi.Başrol oyuncusu mükemmeldi.Diğer oyuncularda mutlaka iyidi ama başrol oyuncusu oyun kişisiyle özdeşleşmişti.Oyunun konusu kısaca:
Tarihte ‘düşünce özgürlüğünün ilk havarisi’ olarak kabul edilmiş
GİORDANO BRUNO’NUN, fikirleri adına mücadelesini ve sekiz yıl işkenceden sonra Engizisyon tarafından 1600 yılında Roma’da yakılışını anlatıyor.
İşkenceler, Bruno'nun yakılışı,savunduğu fikirlerin anlaşılamaması, karanlık sahneler,oyunun 2 saat 40 dakika sürmesi,tiyatronun aşırı sıcak olması beni biraz yordu.Ama oyunu başarılı diye nitelendirebilirim yinede.Yaşamın bir ucundan tutmayı seviyorum.

25 Kasım 2008 Salı

Burdayım.....


Zaman zaman kaybolsamda aslında buralardayım.Sadece kendime ve bloguma zaman ayıramıyorum.Uzun süredir bloguma bakamıyor, hiç birşey yazmıyorum.2008 yılı talihsizlikler yılı desem abartmış mı olurum acaba.Ne bileyim işte kazalar,ameliyatlar,olumsuzluklar üst üste geldi hep.Geçen günde oğlum düştü, yüreğimiz ağzımıza geldi.Hem kafası şişti hem gözü yaralandı yani köz kapağı işte kan falan korkutucu bir görüntüydü.Neyse uzun süreden sonra geldim iç karartıcı olmayayım bari değil mi.
Çok sevdiğim eski bir dostum evlendi, maalesef düğününde bulunamadık yine talihsizlikler yüzünden ona da gönülden mutluluklar diliyorum.
Bu arada bir akşam sinemaya kaçabildik yine,'Issız Adam'a' gidecekken son anda fikir değiştirip 'Osmanlı Cumhuriyetine' gittik.Gülmeye ihtiyacımız var diye düşünmüştük.E güldük te.Fakat ağladım da aynı zamanda.Gani Müjde çok farklı bir konu işlemiş hoşta olmuş.Absürd bir komedi olduğunu düşünmüştüm ama düşündürücü tarafı da çok olan bir filmdi.Eğer Atatürk olmasaydı ne olurdu,nasıl bir ülkede yaşardık düşüncesini işlemiş.Amerikan mandasında hiçir yetkisi olmayan buna rağmen taht kavgalarıyla uğraşan bir osmanlı cumhuriyeti.Güzel mesajlar veren düşündürücü bir komedi filmi.Tavsiye ederim.
Hayat güzelliklerle dolu neden bunu görmek bazen çokkk zor oluyor.