11 Mayıs 2008 Pazar

Anneler Günü Kutlu Olsun


Annelik çok özel bir duygudur.Ne mutlu ki bu duygu kadına mahsustur.Anne olsun olmasın kadın, bu hassasiytle donatılmıştır.Sevmek kayıtsız şartsız sevmek ancak anne ve çocuğu arasındaki o özel bağlılıktadır..Herkesin bildiği anlatmaya da aslında çok gerek olmayan bu duyguyu sevgi,fedakarlık,özveri olarak tanımlayabilirim.
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

9 Mayıs 2008 Cuma

Resimli Osmanlı Tarihi


Turgut Özakman'ın bir oyunuymuş 'Resimli Osmanlı Tarihi'.Keyifli bir oyun; Konya Devlet Tiyatrosunun bir oyunu.
Osmanlı'dan Cumhuriyete toplumumuzun siyasal yapısına eleştirel bir yaklaşımla bakılmış.İlk Anayasa Kanuni Esasiden 1960 anayasasına ince atıflarda bulunarak anayasa maceramıza değinilmiş.
Abdülaziz'den Abdülhamit'e Mithat Paşa'dan Ali Suavi'ye kadar tarih hafızamızın tekrar hatırlanması hoşuma gitti.Eşim çıkarken hoş bişey söyledi Abdülhamit'in tahtta 33 yıl kalmasını kaçımız hatırlarız.Çok da önemli değil belki ama oyundaki vurgular hakikaten çocukların uygulamalı öğrenmeleri için çok yararlı bir yol.O dönemi öğretmek için bence bu oynu izletmek çok yararlı olur.
Bu ay devlet tiyatroları tatile giriyor, sanırım başka oyun izleyemeyeceğiz zaten kaldı mı bilmiyorum:))Artık özel tiyatrolardan takip edeceğiz.Emre Kınay'ın bir oyunu geliyor Ankara'ya.15-16-17 Mayıs bilet bulabilirsek ona gideriz umarım.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Alış-Veriş Yapmak


Hafta sonu olunca şu büyük alış-veriş merkezlerini gezmek adet oldu artık.Ankara 'da büyüklü küçüklü 20-30 belki daha fazla böyle merkez var ve açılmaya da devam ediyor.Ve biz sürekli 'A burası yeni açılmış gidip bir gezelim' modundayız.Aslında hepsinde aynı markalar ve aynı tür fast-food ürünleri vb. bulunmasına rağmen biz sanki çok değişik biryere gidiyormuş edasıyla buralara gidiyoruz.Ve durmadan alış-veriş yapıyoruz ihtiyacımız olsun olmasın.Bakıyoruz kesemize uygun bizi de cezbeden birşeyse tamam kesin bizim olmalı diyoruz. .Acayip bir tüketim toplumu olduk çıktık.Ne kadar çok alış-veriş yaparsak günümüz o kadar iyi geçiyor, yüzümüz gülüyor.Öyle bir rahatlıyoruz ki hepiniz bu duyguyu çok iyi bilirsiniz eminim:))
Psikolojide bunun bir adı,tanımı vardı ama şimdi hatırlayamıyorum.Aman böyle rahatlıyoruz ne yapalım deyip boşvermeli miyiz.Yoksa kendimizi başka ilgi alanları mı bulmalıyız artık hangisi doğru olur bilmiyorum.Ama alış-veriş yapmayı çoook seviyorum:)))))Onu çok iyi biliyorum.

1 Mayıs 2008 Perşembe

1 Mayıs


1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun.Sorunsuz ve şiddetsiz bir gün olmasını diliyorum.
1 Mayıs umarım emek ve dayanışma günü olarak kutlanır.Herkes emeğinin karşılığını alır.

24 Nisan 2008 Perşembe

Trafik


Özel direksiyon dersi almaya başladım.Aman Allahım ne kadar zor geldi bana araba kullanmak.2 saat ders alıyorum araçtan indiğimde tabiri caizse feleğim şaşıyor.Dengemi yitiriyorum, kendime gelmem çok zaman alıyor.Pedalları düşün, direksiyonu düşün, gelen araçları düşün, yolu takip et, dönemeçlere dikkat et valla kabuslar görmeye başladım.Tamam biraz abarttım kabul ediyorum ama walla çok zor geldi.1999 yılında almıştım ehliyetimi ve o günden bugüne hiç kullanmadım.Tabii pek çok şeyi unutmuşum bir de hemen trafiğe çıkınca bir kabus yaşadım.Umarım çabuk atlatır ve öğrenirim.Mert de olunca araba kullanmak şart oldu.Ulaşım önemli bir problem haline geldi.Bakalım cumartesi günkü dersimde bir ilerleme kaydetmiş olacakmıyım?6 saat ders almış olacağım ve sanırım daha 16 saat falan almam gerekiyor.Yetenek isteyen bir işmiş doğrusu.....

Bakış Açısı


Vantage Point filmin orjinal ismi.Lost dizisinden hatırladığımız 'Jack' karakteri filmi izlememin asıl sebebiydi ama filmi kurgusundan ötürü çok beğendim.Sıradan bir konu işleniyor aslında filmde.Ameriken başkanına suikast yapılıyor.Ama sekiz farklı kişinin gözünden olay başa dönülerek anlatılıyor.Yani anlatılan 20-25 dakika aslında.Bu sekiz kişi o 25 dakikayı başa dönerek yaşıyor ve olay sonunda çözülüyor.Terorizmi eleştiren bir yapısı da olması güzel.İlginç bir filmdi bence tavsiye ederim.Dediğim gibi konu sıradan ama kurgusu filmi ilginç kılıyor.

21 Nisan 2008 Pazartesi

Lost


Lost'un asi karakteri Sawyer(Josh Holloway) Türkiye'deydi.Bir reklam filmi için gelmiş.Ben Beyaz'ın programında izledim.Dizideki karekterinin aksine son derece mütevazı, eğlenceli bir adam.Tabi dizideki gibi hoş:)Beyaz programda kendini kaybetti.Üstelik diziyide sadece bilgi sahibi olmak için izlemiş.Dizi fanatiklerinden değil yani.Buna rağmen kendinden geçti.Yinede Sawyer'ın sempatikliği sayesinde program çok güzel geçti.
Sawyer 9 senelik evliymiş.Hollywood yıldızlarının bu kadar istikrarlı olduğunu düşünmezdim.Tabi birde hep dizideki karakteriyle düşündüğüm için ilginç geliyor heralde.Balık tutmayı sever snowboard yaparmış.Son derecede mütevazı bir yaşamı varmış.
Bir sürü soru sordular, kara duman ne? kutup ayısı ne? vb.tabiki hiç birine cevap vermedi.Onunda bildiğini sanmıyorum ya.
Ne oldu bu lost'a 8. bölümde takılıp kaldık.Şu yazarların grevi bitsede izlesek artık merak ediyorum.
Bu arada adamı dansöze boğmuşlar.Nedir bu gelene dansöz gösterisi anlamıyorum.

17 Nisan 2008 Perşembe

Pirinç!!


Nedir bu pirinç kuyruğu.Bir türlü anlam veremiyorum.İnsanlar pirinçsiz kalmışlar.Hadi o neyse de.Pirinç yok diye 1-2 günde bu telaş ne!Onun yerini alabilecek bir sürü bakliyat var.Neden onunla idare etmek yerine kuyruklar oluşuyor.
Bu bana çocukken izlediğim bir (sanırım çin) filmi hatırlattı.Hafızamdan o sahne hiç silinmemiş.Pirinç yetiştiren köylüler ellerinde ne var ne yoksa hepsini devlete vermişler.Askerler geliyor ve köylüler ellerinde kalan bir küp pirinci saklamaya çalışıyorlar.Askerler pirinci buluyor ve küpü kırıp bütün pirinci yere döküyor ve zaten aç olan köylüler yere eğilip kuru pirinci yemeye çalışıyorlar.Açlık bu görüntülerle o çocuk yaşımda bu kadar etkilemişti beni.Şimdi bu pirinç krizi çıkınca bu görüntüler geldi tekrar aklıma.Ama insanların bu kadar galeyana gelmesi spekülatörlere bu kadar kapılması da ayrıca sinir bir durum.Altında yatan sebepler belki de başkadır ama şimdilik görünen halkın gereksiz pirinç kuyruklarında beklemesi gibi geliyor bana...

12 Nisan 2008 Cumartesi

9 Nisan 2008 Çarşamba

Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi?


Ankara Devlet Tiyatroları'nın güzel bir oyununu daha izlemenin mutluluğunu paylaşmak isterim.Bu sefer izlediğim oyun bir komediydi.Yani çok güldük çok:)

Oyun nazi Almanyasının Polonya'yı işgal ettiği dönemde geçiyor.Varşova da bir tiyatronun oyuncularının yaşamakla ölmek arasında gidip gelen yaşamlarını komik bir dille ele alıyor.Hamlet'in 'Yaşamak mı yoksa ölmek mi' sözü bu oyuncular için birebirleşiyor.Karıştıkları bir casusluk hikayesi de olayı iyice içinden çıkılmaz bir komediye sürüklüyor.

Çok eğlenceli bir oyundu.

Bu sene devlet tiyatrolarında oldukça fazla oyun izledim.Hepsi birbirinden güzel oyunlardı, oyuncuları da muhteşem.Diyecek kelime bulamıyorum.Çağ mı atladık ne oldu!?Bari sanatta herşey yolunda gitsin değil mi?

To be or not to be işte bütün mesele bu :))