16 Nisan 2009 Perşembe

Yanındayız Yüce ATAM


Öykü'nün blogunda Atamızla ilgili yazıyı görünce ben de bloguma eklemek istedim.Ona ait bir fotoğrafın blogumda olması bana gurur verir.Sonra da hayıflandım, neden daha önce akıl edemedim bloguma bir fotoğrafını eklemeyi diye.Ama hiçbir zaman geç değildir.Atamızı saygıyla anıyorum ve 23 Nisan'ın yaklaştığı şu günlerde çocuklarımıza da bu vatan'ın nasıl kurtarıldığını çok iyi anlatmamız gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkürler


Öziicim , bana smart çiçeği ödülünü göndermiş:))Bu benim bu blog dünyasında ilk ödülüm:))Sanırım arkadaş torpili yaptı öziim.Mert'ten ve günlük işlerden fırsat buldukça yazmaya çalışıyorum.Sanal dünyada da bir çok arkadaşım oldu.Artık arkadaşlarım ne yazmışlar diye merak ediyorum, bir süre yazmazlarsa acaba bir şey mi oldu diye endişeleniyorum, hastalıklarına üzülüyorum, bugün birşey yazamadım diye hayıflanıyorum.Hayatımda, aklımın bir köşesini kurcalayan bir ilgi alanım da blog yazarlığı oldu.

Ha bi de bu ödülün uyulması gereken kuralları varmış:

1)Ödülü veren kişinin linkini yayınlamak; Özii'ye tekrar teşekkür ediyorum.

2)Ödülü verdiğin dostlara haber vermek.

3)Ödülü dağıttığın linkleri yayınlamak.

Ben de eğer kabul ederse bu ödülü yazılarını keyifle okuduğum Mavianne'ye gönderiyorum.Özii den aldığım gibi smart çiçeği olara göndereyim ben de:))

14 Nisan 2009 Salı

Mert'in Hayvan Sevgisi
















Hafta sonu hayvanat bahçesine gittik.Yine dayı, iki kuzen Efeyle Mert'i gezdirmeye götürdü.Hayvanları kafes ardında görmekten hoşlanmasamda çocukların birçok hayvanı görebilecekleri yegane yer orası.Onca hayvan arasından dokunabildikleri için en çok tavşanların yanında kalmak istediler.Kafesleri açıktı ve bütün çocuklar onları kucaklıyor, seviyordu.Mert'in de benim gibi hayvanlara dokunamayacağını zannediyordum(Maalesef benim küçüklükten kalma yenemediğim bir korkumdur bu) ama öyle olmadı.O da sevdi, kucağına aldı, bu da beni çok sevindirdi.Neyseki bu konuda babasına çekmiş:))Zaten çocuklar korkusuz oluyorlar.
Ordan da atların yanına gittik.Efe midillilere binince Mert de binmek istedi.Görevliler çocuklara nezaret ediyordu.Dayısı ve ben Mert'in yanında gitmek istedik küçük olduğu için ama görevli merak etmeyin ben tutarım dediği için biz de bıraktık.Efede de problem olmadığı için güvendim bende!
Kardeşimin eşiyle bak ne güzel bindi hiç sorun çıkartmadı diye konuşurken birden at hızlandı.Görevli hem dizginleri tutmaya çalışıyor hem Mert'i tutuyordu.Yüreğim ağzıma geldi.Dizginlere hakim olamayacağını anlayınca atı bıraktı ve Mert'i atın üstünden havaya kaldırarak aldı.Çok korktum ama Mert'in de soğuk kanlı bir şekilde durduğunu görünce biraz rahatladım.Sanırım annelerin nazarı çocuklarına daha çok değiyor.Küçük çaplı bir tehlikeden sonra gezmeye kaldığımız yerden devam ettik.
Yine yoğun bir hafta sonu geçirdim ve hala yorgunluğu üstümden atamadım.Sanırım bahar yorgunluğu ben de başgöstermeye başladı.





9 Nisan 2009 Perşembe

'Genç Osman'


Dün izlediğim Ankara Devlet Tiyatrolarının bir oyunu 'Genç Osman'.14 yaşında tahta çıkarılan eğitimli ve gözüpek bir Osmanlı padişahı.Pek çok yenilik yapmaya çalışmış ama hem saraydan hem halkından destek görememiş bir padişah.Saray dışından evlenen, yeniçeri ve kapıkulu askerlerini değiştirmeye çalışan, şeyhülislamdan pek çok yetki alan padişah Genç Osman tahttan indirilerek, akli dengesi yerinde olmayan amcası Mustafa tahta oturtulmuştur.Bilindiği üzere saray entrikaları yine taht kavgaları bunda etken olmuştur.Gözü tahttan makamdan başka birşey görmeyen Mustafa'nın annesi ve sadrazamları yeniçerileri kışkırtarak ve yanlarına alarak bunu gerçekleştirmişlerdir.
Benim en etkilendiğim sahne ise Yedikule zindanlarına götürülen Genç Osman'ın boğularak öldürülmesidir.Oldukça etkileyiciydi.Kostümleri ve ses efektleri de görülmeye değer.
Osmanlı İmparatorluğu'nun çağı yakalayamadığı ve bu tür entrikalarla abuk subuk kişilerin nasıl padişah yapılarak çöküşü hızlandırdığınında güzel bir örneğidir bu oyun.
Genç Osman'ı oynayan oyuncunun annesinin 2 sıra yanımda oturduğunu bir tesadüf sonucu öğrendim.Onun oyun sonunda oğlunu gururla ayakta alkışlaması da ayrıca beni çok etkiledi.Umarım bu tür başarılar ve gururlar biz annelere de nasip olur diyorum.Oyunu da tüm Ankaralı dostlara tavsiye ediyorum.

8 Nisan 2009 Çarşamba

AŞK


Elif Şafak'ın 'Aşk' adlı kitabını okuyorum.Oldukça etkileyici bir kitap.Aşkı anlatan bir hikaye var, hoşuma gitti paylaşmak istedim.Kısaca anlatmak isterim.

Halife Harun Reşit Mecnun'un Leyla'ya olan aşkını duymuş ve Leyla'yı çok merak etmiş..Nasıl bir kadın Mecnun'u bu kadar deli divane kendisine aşık etmiş olabilir diye düşünür, onun nasıl güzellikte bir kadın olduğunu merak edermiş.Leyla'yı görmek için türlü oyunlar denemiş ve sonunda Leyla'yı Halife'nin sarayına getirmişler.Süsleyip püsleyip karşısına çıkarmışlar.Leyla peçesini açınca Halife Harun Reşit hayal kırıklığına uğramış.Leyla çirkin, yaşlı ya da kötürüm değilmiş elbette.Ama öyle sıra dışı bir cazibesi de yokmuş.O da diğer kadınlar gibi kusurları olan bir faniymiş işte.Halife' Leyla Leyla dedikleri bu mu?Mecnun bunun neresine vurulmuş ki?Alalede bir kadın.Ne farkı var ötekilerden?' demiş.

Bunu duyan Leyla gülmüş.'Evet, ben Leyla'yım ama sen Mecnun değilsin ki' diye cevap vermiş.'Sen beni bir de Mecnun'un gözlerinden görebilsen.Sanma ki başka türlü aşk denen sırra erebilirsin.'

Çok beğendim bu hikayeyi aşık olmadan aşkı anlamak mümkün olmuyor.


5 Nisan 2009 Pazar

Mert'in İlk Uçurtması























Bu hafta sonu inanılmaz yoğun ve bi o kadar da güzel geçti.Anıtkabir ziyareti, Kuğulupark eğlencesi derken pazar sabahı da Ahlatlıbel'e kahvaltıya gitmeye karar verdik.Mert beye akşam erken uyursan seni sabah gezmeye götüreceğiz dedik.Sabah 8:30 da uyandı gidelim diye tutturdu.Piknik sepeti hazırlandı acilen yola koyulduk.Ahlatlıbel semaları biraz rüzgarlı olmakla beraber güneş kendini iyiden iyiye hissettiriyordu.Küçük beyimiz park sevdasında oturur oturmaz parka gidelim diye tutturdu.Bir iki lokma zor yedi yemedi doğru parkın yolunu tuttu babasıyla.Anne çimler üstünde sefada tabii.Babayla top oynandı anne yine sefada:))Sonra uçurtmalar bir bir gökyüzünde süzülmeye başladı.Anne ısrarla Mert paşanın ilgisini toptan uçurtmaya çekmeye çalıştı.(uçurtma uçurmaya bayılırım çünkü)Mert pşa ısrarla top derdinde neyse zorla da olsa ilgi uçurtmaya çekildi ve hemen Mert'in ilk uçurtması alındı.(buna en çok anne sevindi:)Rengini kendisi seçti.(Kırmızı; en iyi bildiğimiz renk:)
Gökyüzü uçurtmalarla doluydu.Bizimki de gökyüzünde hemen yerini aldı.Hey özgürlük....
Uyku Mert kuzuyu iyice etkisi altına alınca huysuzluk başladı ve evin yolu tutuldu.Yolda anında bayılan Mert günü yine anneannenin parkında tamamladı.

4 Nisan 2009 Cumartesi

Anıtkabir Ziyareti




Mert'le kuzeni Efe, bayrak görürgörmez başlıyorlar 'Türkiye,Türkiye-Atatürk, Atatürk' diye bağırmaya.Efe bir de asker meraklısı (silahta tabii ki).Kardeşim bizi arayıp ta Anıtkabir'e gidelim deyince koşa koşa gittim.Uzun zamandır gitmiyorduk.İyiki de gitmişiz hem çocuklar görmüş oldu hem de biz atamızı tekrar bir ziyaret etmiş olduk.Oldukça kalabalıktı.Havanın güzel olmasıda etkendi sanırım.Yaşlısı, genci , çocuğu,yabancısı pek çok ziyaretçi vardı.Grup olarak ta gelen sayısı oldukça fazlaydı.Çocuklar önce 'Atatürk nerde' diye sordular anlatması biraz zor oldu ama çokta üstelemediler.Askerlere baktılar, koştular, oynadılar, merdivenlere tırmandılar.Türkiye diye bağırdılar.Güzel bir ziyaret oldu.Tabii daha çok küçükler ama bu ziyaretler 'Ankara'da olmamızdan dolayıda' anlayacakları yaşa geldiklerinde de devam edecek.Bu bir başlangıçtı onlar için.Öğrenecekleri daha çok şey var.
Havanın güzel olması nedeniyle anıtkabir ziyaretiyle sınırlı kalmadık.Kuğulu parka da gittik.İnanılmaz kalabalıktı orasıda.Çocuklar kuşlara, kuğulara ekmek attılar.Dayısı baloncuk tabancası alınca sevinçten çılgına döndüler.Çimlerde yuvarlandılar, kuşların peşinden koşturdular.Canım oğlum hiç huysuzluk yapmadı hiç kucak istiyorum diye tutturmadı.Sonra da yorgunluktan uyuyakaldı.Şimdi mışıl mışıl uyuyor.Çok güzel bir gün geçirdik:))
Bahar gelmiş memleketimin dağlarına....Bahar gelmiş tüm canlıların ruhuna....

3 Nisan 2009 Cuma

Park Manzaraları


Nisan geldi ya havalar ısındı ya biz de oğlumla havaya girdik parktan bahçeden gezmeden kendimizi alamadık.Birkaç gündür böyle kaybolduk dışarılarda.Baktım blogumu ihmal etmişim birkaç gündür, bugün kendimi frenledim oğluşuda öğle uykusuna yatırıp oturdum bilgisayarımın başına.

Bu park gezmelerinin birinde bir anneyle tanıştım.Onunda oğlu 2,5 yaşındaydı Mert gibi.Farklı tarafı oğlunun hem almanca hem türkçe konuşmasıydı.Önce Almanyada yaşadıklarını, tatil için burada olduklarını düşündüm ama öyle değilmiş.Annesi daha önce Almanya da yaşadığı için bu dili çok iyi biliyormuş.Düşünmüşler ki çocukları dünyaya geldiğinde annesi onunla sadece almanca konuşacak babası da türkçe konuşacak böylece çocuk iki dil bilerek büyüyecekmiş.Oldukça enterasan geldi ama bu konuda daha önce de röportajlar okumuştum.Sanat camiasından da dil bilen anne babalar, çocuklarıyla aynı şekilde konuşarak onların dil bilerek büyümelerini sağlamaya çalışıyorlardı.Hatta bu işi 3 dile kadar çıkaranlar olduğunu biliyorum.(Eser -Engin Noyan çifti ilk aklıma gelen örnek bu konuda )Bir taraftan enterasan geldi bir taraftan da acaba çocukta anadil konusunda bir kavram kargaşası yaratır mı endişesi oluştu.Uzmanlar bu konuda da her konuda olduğu gibi farklı düşüncedeler.

Sonuçta biliyoruz ki küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz ve farklı ülke dillerini öğrenmenin önemi büyük.Zamanında hepimiz dil öğrenmek için çaba sarfedip kurslara gittik.Şimdi de çocuklarımız öğrensin diye uğraşıyoruz ya da uğraşacağız bu kaçınılmaz.

30 Mart 2009 Pazartesi

Oğlumun Sünnet Fotoğrafları


Oğlum 2,5 yaşında ve 3 ay önce doktorumuzun tavsiyesiyle zorunlu olarak sünnet oldu.Bizim için oldukça zor bir süreçti.Küçük olduğu için sünneti hangi metodla yaptırmak gerekiyor, deneyimli bir doktor yapsın acaba hangisi en deneyimlidir gibi soruları bir an önce cevaplayıp en kısa zamanda da yaptırmamız gerekti.Sonunda bütün şartları bir araya getirdik ve sünnet gerçekleşti.Oğlum sünnet oldu ama türlü yeni huylar edindi canı çok acıdı.Şimdi bunların hepsi geçti gitti.

O zaman kış olduğu için sünnet düğünü yaptırmadık(eşimde çok gereksiz buluyordu zaten).Geleneklere uygun olsun diye kıyafetini aldık ve mevlid okuttuk.İstedim ki bir de fotoğraf çektirelim bir albümü olsun.Çünkü ben anıları fotoğraflarla da görmeyi hatırlamayı sevenlerdenim.Ama oğlum bu konuda çok inatçı poz vermeyi objektife bakmayı hiç sevmiyor.(bu konuda babasına çekmiş:)Bir kez götürdük ağladı, stüdyoya girmek istemedi.3 ay geçti şansımı bir daha denemek istedim.Bu sefer zar zor da olsa yine bir albüm yapacak kadar fotoğraf çektirdik.Uzun sözün özü ;

İşte yakışıklı oğlumun süper görüntüleri ta ta ta taam:)))

Melek anne gururla sunar:))

Seçim sonuçları


Seçimlerle ilgili pek çok yorum yapılıyor.Kimi İktidar partisinin oyları düştü diyor kimi CHP oylarını artırdı diyor.Ona dikkat çekiliyor buna yorum yapılıyor.Ben 4. kez Ankarayı yine aynı belediye başkanının yönetecek olmasından çok rahatsızım.Bir mevkiye gelen insanların çok çok uzun yıllar aynı işi yapmasından rahatsızım.Bu kadar yolsuzluk iddalarına karşın hiç bir şey yapılmamasından rahatsızım.Ama demokrasi var ne yapalım ki çoğunluğun kararı öyle.Şaibeler olduğu söylensede bu konuda daha önce de söylenceler vardı o zaman önlem alınmalıydı diye düşünüyorum.En azından oy kullandığım bölgede kendi seçimim olan partinin kazanmasından memnunum ki oyum boşa gitmedi diyebiliyorum.