20 Ocak 2009 Salı

Sürmanşet


Oğlumun sünneti beni o kadar yordu ki Mert paşayı anneanneye bırakıp bir kaçamak yapıp yine tiyatroya kaçtık eşimle.Bu sefer özel bir tiyatronun ''Sürmanşet'' adlı oyunuydu seçimimiz.Oyuncuları televizyondan tanıdığımız ünlü oyunculardı.Dolunay Soysert, Erkan Can , Tardu Flordun, Ceyda Düvenci ve Beste Bereket.Büyük merakla gittik.Ama itiraf etmeliyim ki hüsranla sonuçlandı.Son derece vasat bulduk oyunu.Oyuncuları fena değildi ama senaryonun sürükleyiciliğinde problem vardı, konunun işlenişinde problem vardı bence.Tabii bütün bu yorumları bir izleyici olarak yapıyorum yanlış anlaşılmasın bir eleştirmen değilim.Ayrıca çok çok fazla küfür vardı oyunda.Konu gereği tabiki tiyatro da küfür kullanılabilir ama bilmiyorum bana abartı geldi.Tabi yinede izlemenizi tavsiye ederim.Herkesin fikri farklı olabilir.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Canım Acıyor

Saat: sabahın 5'i oğlum 3 te yattı ama ağlayarak tekrar uyandı.O kadar hırçın ki acıdan ne yapacağını bilmiyor.Sünnet beş dakikada olup bitiyor da bu can acısı ne zaman bitecek acaba.Tuvaletine gitmmek istemiyor ve bu ihtiyacı geldiğinde dünyayı başımıza yıkıyor.Ve işte o an elimden hiç birşey gelmiyor ve çok canım yanıyor.Şimdi babasıyla evde geziniyor.Ve herşeyi istiyor ama hiçbirşey istemiyor.Çabuk geç zaman! oğlumun acısı çabuk geç!...

30 Aralık 2008 Salı

Yine Darmadağınık

2009 'a yine karamsar ve darmadağınık giriyorum.Şimdi de Mert'in zorunlu sünneti çıktı başımıza.Genel anestezi verilmek durumunda ve bu durumda beni çok ürkütüyor.Düşünmekten gece uykularım kaçıyor.Daha 2 yaşında ve bu duruma hiç de hazırlıklı değildik.2008 yılını hiç sevmemiştim, umarım 2009 yılı hepimize mutluluk getirir diyorum.Bakalım....

Herkese MUTLU SENELERRRR........

7 Aralık 2008 Pazar

Tümata....




3 Aralık Özürlüler günü dolayısıyla Enad(Engelliler Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği)nin düzenlemiş olduğu bir geceye katıldık.Tümata adlı bir müzik grubunun konseri de gecenin bir sürpriziydi.İlk defa tanışacağım bu grubun sıkıcı olacağını düşünmüş ama yine de eşimin işi dolayısıyla ve tabiki sosyal sorumluluk anlayışım gereği geceye iştirak ettim.iyiki de gitmişim diyorum çok farklı bir müzik grubu tanımış oldum.Müzik konusunda çok tutucu değilimdir.İlla şu tür müzik dinlerim gibi bir takıntım yoktur.Kulağıma hoş gelen her tür müziği dinlerim.
Tümata (Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu) 1976 yılında kurulmuş ve pek çok ilde şubesi bulunan bir grupmuş.Müzik terapi çalışmaları olan üniversitelerin psikoloji bölümleriyle çalışmalar yapan, özürlü bireyler üzerinde de çalışmaları olan,zihinsel ve bedensel rahatlama sağlayan bana oldukça enteresan gelen bir grup Tümata.Çok farklı müzik aletlerinin bulunduğu, farklı kültürlerden müzisyenlerin olduğu, farklı ülkelerin kültürlerinden şarkı ve dans gösterilerinin olduğu,izleyicilerinde katıldığı uygulamalı bir konserdi.Benim için ve konsere birlikte gittiğim kişiler için de farklı ve hoş bir deneyimdi Tümata.....

29 Kasım 2008 Cumartesi

Özgürlük....


Tiyatro oyunlarına ilgim tam hız devam ediyor.Ne yapayım benimde şu aralar en büyük zevklerim tiyatro,sinema ve alış-veriş merkezlerini gezmekten ibaret.Ev hayatından(dört duvardan) fırsat bulunca hemen kendimi kalabalık alanlara atıyorum nefes almak için iyi geliyor.Ya şikayet etmek için söylemiyorum bunu.Hayatımın bu dönemi bunu gerektiriyor biliyorum.Yaşamımıza bir can kattık ve bunun sorumluluğu çok büyük.Onun gelişimi herşeyden 'ben'den de çok önemli.O yüzden 'ben'i unuttum.
Neyse işte son gittiğim oyun yine devlet tiyatrolarının 'giordano bruno' adlı oyunu.Konusu ve oyun biraz bana ağır geldi.Başrol oyuncusu mükemmeldi.Diğer oyuncularda mutlaka iyidi ama başrol oyuncusu oyun kişisiyle özdeşleşmişti.Oyunun konusu kısaca:
Tarihte ‘düşünce özgürlüğünün ilk havarisi’ olarak kabul edilmiş
GİORDANO BRUNO’NUN, fikirleri adına mücadelesini ve sekiz yıl işkenceden sonra Engizisyon tarafından 1600 yılında Roma’da yakılışını anlatıyor.
İşkenceler, Bruno'nun yakılışı,savunduğu fikirlerin anlaşılamaması, karanlık sahneler,oyunun 2 saat 40 dakika sürmesi,tiyatronun aşırı sıcak olması beni biraz yordu.Ama oyunu başarılı diye nitelendirebilirim yinede.Yaşamın bir ucundan tutmayı seviyorum.

25 Kasım 2008 Salı

Burdayım.....


Zaman zaman kaybolsamda aslında buralardayım.Sadece kendime ve bloguma zaman ayıramıyorum.Uzun süredir bloguma bakamıyor, hiç birşey yazmıyorum.2008 yılı talihsizlikler yılı desem abartmış mı olurum acaba.Ne bileyim işte kazalar,ameliyatlar,olumsuzluklar üst üste geldi hep.Geçen günde oğlum düştü, yüreğimiz ağzımıza geldi.Hem kafası şişti hem gözü yaralandı yani köz kapağı işte kan falan korkutucu bir görüntüydü.Neyse uzun süreden sonra geldim iç karartıcı olmayayım bari değil mi.
Çok sevdiğim eski bir dostum evlendi, maalesef düğününde bulunamadık yine talihsizlikler yüzünden ona da gönülden mutluluklar diliyorum.
Bu arada bir akşam sinemaya kaçabildik yine,'Issız Adam'a' gidecekken son anda fikir değiştirip 'Osmanlı Cumhuriyetine' gittik.Gülmeye ihtiyacımız var diye düşünmüştük.E güldük te.Fakat ağladım da aynı zamanda.Gani Müjde çok farklı bir konu işlemiş hoşta olmuş.Absürd bir komedi olduğunu düşünmüştüm ama düşündürücü tarafı da çok olan bir filmdi.Eğer Atatürk olmasaydı ne olurdu,nasıl bir ülkede yaşardık düşüncesini işlemiş.Amerikan mandasında hiçir yetkisi olmayan buna rağmen taht kavgalarıyla uğraşan bir osmanlı cumhuriyeti.Güzel mesajlar veren düşündürücü bir komedi filmi.Tavsiye ederim.
Hayat güzelliklerle dolu neden bunu görmek bazen çokkk zor oluyor.

2 Kasım 2008 Pazar

Hoşgeldin Dünyama....



Oğlum 2 yaşına girdi.31 Ekim Cuma günü doğumgünü vardı.Küçük bir doğumgünü partisi yaptık ona.Doğduğu gün daha dünmüş gibi.Ama o hızla büyüyor.Eşim, doğduğu günden bugüne görüntülerinin olduğu bir cd hazırlamış.Gelişimini böyle görmekte bizi çok heyecanlandırdı.Emeklemesi, yürümesi, konuşması hepsi birden oluvermiş gibi.Ama ne kadar emek istiyor, ne kadar zahmetli bir iş çocuk yetiştirmek.Daha çok emek vereceksin 2 sene nedir ki dediğinizi duyar gibiyim.Doğru daha ne zorlu yıllar var önümüzde ne güzel yıllar değil mi?
İyiki doğdun bebeğim.İyiki hayatımıza girdin.Nice nice güzel yıllar hep birlikte olalım.Sağlıklı ve başarılı nice yıllara güzel yavrum....

21 Ekim 2008 Salı

Mustafa..


Çok heyacanlandım.29 Ekim'in yine benim için sıradan bir gün olarak geçmesini istemedim ve 'Mustafa' belgeselini izlemek de bugünü anlamlı kılabilecekti.Hemen biletimi aldım ve sabırsızlıkla izlemeyi bekliyorum.
Can Dündar (övünerek söyleyebilirim ki aynı okuldan mezunuz)çok başarılı bir belgeselcidir.'Sarı Zeybek' ve 'Köy Enstitüleri' hemen aklıma gelen diğer başarılı belgeselleri.Ve 'Mustafa'yı' duyunca çok heyecanlandım.Atatürk'ü çok farklı yönleriyle anlatacağını, bilinen yönleri yanında bilinmeyenleriylede çok farklı olacağını düşünüyorum.Müziklerini Goran Bregoviç yapmış ve fragmanında dinlediğim çok güzeldi.
O kadar gereksiz şeye o kadar gereksiz para dökülüyorki Neden!! biraz da anlamlı işler yapılmıyor anlam veremiyorum.Tarihimizde ışık tutulması gereken pek çok konu var.İçi boş bir gençlik yetişiyor.Pırıl pırıl beyinler luzumsuz işlerle uğraşıyor.Sizce de biraz cesarete ve bilgiye ihtiyaçları yok mu?!
'Mustafa' herkesin izlemesi gereken bir yapıt diye düşünüyorum.....

16 Ekim 2008 Perşembe

Suçlu Yürekler



Sonunda tiyatro sezonu açıldı benim için.Başlangıç için 'Suçlu Yürekler' oyununu seçmişti arkadaşım ve iyi de yapmış.Çok güzel bir oyundu.Oyunculuk zaten mükemmeldi.Oyun akışı başlangıçta biraz ağır gitsede sonlara doğru tempo hızlandı ve güzel bir bir oyun izlemenin zevkine vardık.Oyuncuları İpek Çeken,Elvin Beşikçioğlu Yıllarca TRT'de başlayıp şimdilerde ATV de gösterilen Bizim Evin Hallerinin Oyuncularından Berna Konur ise ilk defa izlediğim ama çok beğendiğim bir oyuncu oldu.
Oyunun konusu şöyleydi:
------------------------------------------------------------------------------

Özet:
İnsanı yalnızlığa iten ve kaybolan Amerikan ideallerini; uzunca bir süredir birbirinden ayrı ayrı yaşayıp, hiçbir anlamda birbirine benzemeyen, fakat en küçük kız kardeşin cinayete teşebbüsü nedeniyle bir araya gelen ve sürekli birbiriyle rekabet eden üç kız kardeşin beklenmedik buluşmalarını ve onların fırtınalı geçmişlerini resmederek vurgulayan Plutzer, Golden Globes, New York, Film Critics Circle Awards gibi pek çok ödül kazanmış, Diane Keaton, Jessica Lange, Sissy Spacek' in oynadığı film versiyonuyla 3 dalda Oscar' a aday olmuş tatlı sert bir komedrama.

Aile birlik ve beraberliğinin giderek yok olmaya yüz tuttuğu günümüz dünyasında aradığımız güven ve sevginin sadece aile ortamında bulunabileceğini ifade etmesi açısından da ayrı bir önem taşıyor.

--------------------------------------------------------------------------------

Yalnızlık insanı çok korkutan bir olgudur.Böyle zamanlarda ailemiz olduğunu bilmek bizi rahatlatır.Kavga etmek içinde,konuşmak için de, paylaşmak için de kardeş önemlidir.Varlığını bilmek insanı rahatlatıyor.Kardeşinle arkadaş olabiliyorsan bu daha da güzeldir.Benim kız kardeşim yok ama öyle arkadaşlarım olduğunu bilmekte güzel bir duygu.Heralde kızkardeşlerin paylaşımı daha farklıdır diye düşünüyorum.Yanılıyor muyum bilmem?
Ankaralı tiyatroseverlere tavsiye edebileceğim bir oyun Suçlu Yürekler.

4 Ekim 2008 Cumartesi

GÖLCÜK


Saat 06:20 de uyandık Gölcük'e gidebilmek için o gün.Hava buz gibiydi, yataktan hiç çıkasım yoktu.Biz deli miyiz dedim eşime bu havada nereye gidiyoruz?Zar zor giyinip aşağı indik titreyerek.Hava kapalı görünüyordu ya bir de yağmur yağarsa!..
Bolu'ya yaklaştıkça sisten göz gözü görmez oldu.Berbat bir gün olacak heralde diye geçirdim içimden.Fırından yeni çıkmış ekmekleri aldık.Mis gibi kokuyordu, dayanamayıp birer parça kopardık hepimiz.Döne döne piknik alanına geldik sonunda güneşli bir yer bulup yerleştik.Şansımız yaver gitmişti hava açık ve güneşliydi.Dört bir koldan kahvaltı hazırlamaya koyulduk.Menemen,sucuklu yumurta ve sıcacık çay göl manzarası eşliğinde afiyetle yendi.Gölün çevresinde bir tur attıktan sonra okey masası kuruldu.İp atlamalar,top oynamalar ve mangal keyfine sıra geldi.Yemeyi abarttıktan sonra sıra geldi toparlanıp geri dönmeye.Geri dönüş yolu herzaman uzun olur zaten.Biran önce eve gitsek, yerleştirsek eşyaları, oğlumuzu alsak vesveseleri dolanır kafanın içinde.Neyse geldik evimize, aldık oğlumuzu yanımıza ve işte evimizdeyiz.Güzel bir gün daha böylece bitti işte.Daha nice güzel günlere.....